26 Aralık 2010 Pazar

5. MEKTUP – TEMENNA


5. MEKTUP – TEMENNA

susadım. sarı yazın kollarında. uzun sürdü yas
yakıcı buz.  çakmak taşı gözler. güzelliğin uzun değil bir bedel sunma
geri dönmez sabahın salâsı
bize
sonuna ayrılık düşmeyen bir söz,
konuşmayan bir tanrı gerek

göz yaşların nerde!

yağmurun ayak izi toprağın göğsüdür
çarptığı duvarın sesi rüzgar
insan unuttuğunu bir gün hatırlar hatırladığını unutulmaz sanır

çocukluk  işte!

susadım. sesini ezberleyen her hecede. kendime rastladım
ilk değildi avuçlarımın bu son temennası
Tahir bir yüreğe muhtaç
bize
yeni bir yaşam tanımı gerek
ikimiz de ayrı yaşarken aşkı bir ölümlüden

yanıldık deme!

zamanın bir yüzü keser bir yüzü döner
el değişim geçirir
Zühre tükenir. taş kırılır. ateş düşer

duymuyor musun?
sana ismini bile sormadım çağrılmıyorsam eğer!

Xakestari




15 Aralık 2010 Çarşamba

4. MEKTUP - ZİKİR



Zamanı hiç bir tanrıya sorma
Açılıp kapanan evrenin varlığına sıkıştır kalbini
Meydan ateşlerinin çıplak buğusunda bir ten anları tüketen
Aşk ve ölümün kucağında yok zaman.

Var bir zaman
saksılar susar acı toprakta solunca
mor çarşaflar yokluğun göğüne asılır bir çok zaman.
Görmedin.

Kanayan kanatlarını açar hatıralar
insan bir yastığa ve en uzak yıldıza aynı şefkatle dokunur
ağlayınca
kelimeler  bir uzak iklim yeşili
yaşamın göz bebeklerini sarsan
mezar sessizliğinde bir aşkı konuşmanın anlamı var mı?
Söylemedin.

Yakamozlara kulaç atılmıştı ve zaman parlaktı
bir kara deliğin kapısında kesik başıyla
mavzerinde büyütmek için bütün aşkların şiddetini
hiç teslim olmamış o cennet, o Zühre
kapında secdeye vardı.
Duymadın.

Tanrı’nın yüzüdür zaman
göz pınarından akar zeytuni sözler
gökkuşağına inananlar için
içinde sevda taşıyan bütün gemiler kırılmaz cam
aşkın kalbi hep ıslak.
Bilmedin.

Yalnızlığın tükendikçe günahın büyüyor
Artık zikretme beni.

Xakestari






3. MEKTUP - Zbigniew Budenmayer


  Üçrenk’e armağan

İlk zamir üç.
Yalnızlık mutlak değil iki yarin arasına düşmez aşkın tüyleri yolunduğunda
göze göz, dişe diş bir intikamın her dili bir.

Oysa bakışı rengârenk Güneş’in
mektuplarını elden vermeyenler zamirsiz yaşar
vakitsiz bir kıtaya özlem duyarak.

Ölüm gelir: Ben Sen O.
Ölüm yalnız gelir her yüzyılda hizmetçi kılıklı aşkın piçi
öznesi dikenlere asılır, çiçek susar, deniz şaşırır, yol ateşlenir.

Ölüme ve aşksızlığa direnir ses mavi beyaz kırmızı.
Rahmin o büyük yalnızlığı dillenir ana çocuk hayat
dönme başkasına. o sen. dön kendine. o başka
bil.

Ölüm gelir: Bir kalp durması
o müzik ölümsüz renk.

Bütün aromatik akortları aorttan gelen yüzüm; gök kar ateş
sevdanın olmadığı duraklarda bekler nefret
kör bir cismin ruhsuz hali heykel bile değil insan eli değmeden
yanlış gemilerin yolcuları buluşmuyorsa eğer, ya kaptanı ya da yolcuları değiştirmeli
biz’e kıtasız vakitler gerek.

Tanrıdır ölüm 7. Gün.
Sonrası yalnızlık. bir incir yaprağına sığamayan.
Yaratıcılığın sonsuz sabrından
zamirsiz dosta Requem: Bir köpeğin bir insandan ayrılmayan çığlığı

Giden: Ölüm
anahtarsız  el
kapısız ev
bütün açıklığıyla kapalı
aşk içinde aşk için yaşayın bir gün;

İsimsiz çağırın ben’i.

Xakestari

20 Kasım 2010 Cumartesi

2. MEKTUP - HEVES



Zor aşkın sandalına U dönüşünü yaptıran kayalıklarda
yemin bozanlara karşı 
şafağın sabır taşlarında göz bebeklerimi morarttım.

Neyi hak ediyordu, bütünleşme kelimelerinde eylemin can alıcı harfini kesip 
bırakan.

Açık kalbin düşlerinden gerçeğin şevki kızıl korku paydası yüksek
boz intikam havası çıkaran
göbek taşı terli çocukların yüzünde
parmak izim buz gibi
sustum.

On bin yıl sonra o sesin içine sevgiliye çizili çiğdeme dokundum
yazı yoktu.

Aşk susunca parlıyordu güneşin katli
mızrabın ızdırabı kırlangıç çığlığı eşliğinde
göğü bozuyordu inançsızların hamamı
bir tuhaf inkardı yine bütün hatıraları

geçmişi yanıltmak için yaşıyorlardı sanki aşkı
sustum.

Turkuaz çinideki o çiçeği öpmez mi insan
son çizgide yağmurları kucaklamadan
susmadım
taştaki yeminin gözlerine dokundum.

Yeniden ölmeye hazır değilim.
Sana çağrılabilen bir heves buldum.
 
Xakestari

 
http://www.ucrenksanat.blogspot.com

14 Kasım 2010 Pazar

1. MEKTUP - HAMARTİA


Sözleşmenin altına yazılı o inatçı bakışın bam teli vurdu.
Oyuna sürgün bir yemini andırıyordu.
Tarifsiz yemek tadında öpüşmenin intihar faslına bir adım kalmışken.
Gece durdu.
Yazık mıydı sevgisine sevgisizliğe dayalı bir omzun içinden geçmeye çalışıyor aynasız.
Kasıklarını dinleme boz anlaşmayı.
Boz renkli o kağıdı parşömenzade yap. Yoksa boynunda dolaşan bu öpüş on başlı ejderhaya dönüşecek ve yakacak yakamozları.
Bakışına kırmızı yak. İhtarından bir intihar çıkaracaksa bırak.
Bütün yollar ona kapansın akşam akşam.
Sabah biliyorsun saçları olmaz kadınların. Sabah biliyorsun arzusu dingin yataklarda med ve cezri karışmış olur bir erkeğin.
Ruh aradı sende kurşun kalemle talep edilmiş. Ruh kaçağı kara kalemle çarpılı.
Ellerini çaprazla göğsüne inip kalkmasın hızı.
Ayrılığın mührünü baştan kazan bir kalple oyun olmaz.
Hiç prensi ve prensibi olmamış bir soluk o. Atlı taklidi yapıyor Akasya sokaklarına beyaz aşk dağıtarak ihtiyacın gözünü boyuyor.
Şimdi geceye dağılan umutlarını topla bir bir iki yıldız arasında vurgun yeme.
Öfke kontrolünden kork öfkenin kendisi gibi geçemeyen.
Aşk kontrolcülerinden kork sevdayla yüzleşmeyen.
Bir adım kaldı sahile küreğin ucunda bir mavi umut
Anlaşmayı boz yürekli ol: ‘seni seviyorum’ de.


Yüzüne bakma ay daha karanlık.
İsmini bile unutur hızla giden. Sakın çevirme.
 çağrılabilen bir isim dile.

Xakestari